Bir Hadis Yorumluyorum

Bir Hadis Yorumluyorum



لاَ اِلٰهَ اِلاَّ اللهُ وَحْدَهُ لاَ شَرِيكَ لَهُ لَهُ الْمُلْكُ وَلَهُ الْحَمْدُ يُحْيِى وَيُمِيتُ وَهُوَ حَىٌّ لاَ يَمُوتُ بِيَدِهِ الْخَيْرُ وَهُوَ عَلٰى كُلِّ شَىْءٍ قَدِيرٌ وَاِلَيْهِ الْمَصِيرُ

       Öncelikle şunu söylemeliyim ki, bu hadisin mana derinliği beni her zaman etkilemiştir. Öyle ki, ne kadar okusam okumaya doyamadığım bir hadistir. Manasına birlikte bakıp yorumuna geçelim o hâlde:

        “Allah’tan başka ilah yoktur. O tektir, ortağı yoktur. Mülk O’nundur, hamd O’nadır. O diriltir ve öldürür. O daima diridir, asla ölmez. Hayır O’nun elindedir. O, her şeye gücü yetendir. Dönüş yalnızca O’nadır.”

        Bu hadisin manasına klasik anlamda bakıp geçmek olmaz; derinliğine inmek gerekir. Hadisin derinliğini en güzel yorumlayanlardan biri de şüphesiz Bediüzzaman Said Nursî’dir. O, Yirminci Mektup adlı eserinde bu hadisi şöyle yorumlar:

لَا إِلٰهَ إِلَّا اللهُ cümlesinde insan için adeta kurtarıcı bir yardım eli vardır. Birçok ihtiyaçla birlikte, insanın aleyhine cereyan eden pek çok olay meydana gelmektedir. Bütün bu olumsuzluklara hedef olan insan ruhu, en büyük yardımı adeta bu kelimeden alır. Çünkü Allah’tan başka ilah olmadığına şahitlik eden ve bunu kabul eden insana Allah, rahmet hazinesinin kapısını açar.

        Aynı zamanda Allah’tan başka ilah olmadığına iman eden kişinin aleyhine olan olayları Allah, mutlak gücüyle bertaraf eder; kendini insana tanıttırır, âlemlerin yaratıcısının kim olduğu bilincini insana bildirir ve insanın kalbini ile ruhunu korku ve acıdan kurtarır. Korku ve hüzünden kurtulan insan, sonsuz bir ferahlık ve mutluluk sahibi olur.

        Hakikaten insan, yaşadığı bu dünyada ve alakadar olduğu bu evrende Allah’ın varlığını kabul edip buna ikna olmamışsa, akıl sağlığını koruması mümkün görünmemektedir. Büyüklüğü çözülemeyen ve henüz insan aklının keşfedemediği evrenin büyüklüğü, işleyişi, yapısı ve yaratılışı tek bir ilaha nispet edilmezse, insan aklı akıl olmaktan çıkar, divaneye döner. Bir tek yaratıcıya inanmak, bu anlamda evreni ve işleyişini insan aklınca anlamayı kolaylaştırır.

        Bu noktada وَحْدَهُ kelimesi insanın imdadına yetişir. Bu kelime ile insan, kâinatın yaratıcısının Allah olduğunu bilir. Çünkü O birdir. Her şeyin anahtarı O’nun elindedir; evrendeki düzen O’nun kudretiyle oluşur, her şey O’nun emriyle hareket eder. Allah’ın varlığına inanan insan her şeyden emin olur. Bize göre anormal olan bir eylemden korkmaz. Örneğin 3I/Atlas’tan korkmaz; onun da Allah’ın emriyle hareket ettiğini bilir. Hatta kıyametten de korkmaz. Çünkü kıyametin bir son değil, bir başlangıç olduğunu bilir.

        O hâlde böyle benzersiz, ortaksız, bir ve tek olan ilaha karşı insan huzur bulur, mutlu olur. Çünkü O, لَا شَرِيكَ لَهُ’dir; yani ortağı yoktur ve tektir. O’ndan başka yardım istenecek ve kapısına sığınılacak bir ilah yoktur.

        Buna mukabil insan, kendine ilahlık anlamında bir değer atfetmemelidir. Çünkü insan, kendisi de Allah’ın kuludur ve mahlûkudur. Zira لَهُ الْمُلْكُ, yani mülk Allah’ındır. İnsan kendine ilahlık iddiasında bulunur, kendine bir değer biçerse, kendi ihtiyaçlarına dahi yetemez. Kuyruklu yıldızdan korkan bir insan, kimi korkudan emin kılabilir ki kendine ilahlık isnat edebilsin?

        Bu yüzden mülkü sahibine teslim etmek gerekir. Doğal afetler, gece ve gündüzün oluşumu, mevsimlerin teşekkülü, evrenin işleyişi bizim işimiz değildir. Biz kullukla görevli mahlûklarız. Bu yüzden kimseye minnetimiz yoktur. Biz ancak hamd ve senamızı O’na yaparız. Çünkü O, buna en layık olandır. Önemli olan, nimeti değil nimet vereni tanıyıp O’na iltica etmektir.

        Hayatı veren de O’dur, rızkı veren de. Yaşatan da O’dur, öldüren de. Ölümden korkup hayatı kendimize zindan etmenin bir anlamı yoktur. Ölümü yaratan Allah, bizim için elbette güzel bir memleket hazırlamıştır. Ölüm yokluk ve yok olmak değildir; bilakis ebedî hayatın başlangıcı ve asıl memleketimizdir.

        Anne karnındayken hangimiz bu dünyayı bilerek geldik? Ancak bu dünya, anne karnından daha rahat, daha güzel ve yaşamaya daha elverişli olduğu gibi, ahiret yurdu da dünya hayatından daha güzel ve daha yaşanılabilir bir yerdir.

        Madem hakikat böyledir, elbette yaptığımız her hareket gözetim altında kayda alınacak, yaptığımız hiçbir şey kaybolmayacak ve ebedî yurdumuza gidene kadar her şeye gücü yeten bir Yaratıcının koruması altında, gözetilerek görevimizi ifa edeceğiz.

Not: Bediüzzaman Said Nursi Nursi, Mektubat (İstanbul: Rnk Neşriyat, 2018), 222-228. Eserinden yararlanılmıştır.


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Doğduğum ve Yaşadığım Şehir

Dijital Egemenliğin İnşası: Bitcoin’in Ontolojik ve Politik Felsefesi